Fast Food, kola ve sağlığımızı tehdit eden kapitalizm

Kapitalizmin sadece iktisadi bir sistemden ibaret olduğunu zannederek, günlük hayatımızın akışına yaptığı yıkıcı etkileri, sağlığımızı tehdit eden belirli bir yaşam kültürü dayatmasını görmezden gelmemeli ve mücadele etmeliyiz. Bilhassa yiyecek içecek kültürünün, artık insan sağlığını yok sayarak ulaştığı muazzam sektör bile insanoğlunun geleceği için tehlike çanlarının çaldığını gösteriyor. Gerek kapitalist yaşam kültürünün hegemonik gücü nedeniyle etkisi altına girmemiz, gerekse hızlı akan hayatın temposunu yakalama kaygılarımız nedeniyle, fast food tarzı beslenme ve buna eşlik eden şekerli, asitli içecekler obezite gerçeğini geleceğin hastalığı olarak öne çıkarıyor.
Çocukluktan itibaren dizginlenemeyen, ebeveynlerin çocuklarını ödül olarak götürdükleri fast food tarzı yiyecek üreten mağaza zincirleri, küresel kapitalizmin varlığının en büyük delili olarak öne çıkmaktadır. Buralarda üretilen besin değeri düşük, kalorisi yüksek, bol miktarda tuz ve şeker içeren, hayvansal kaynaklı doymamış yağ asitleri ve renklendirici gibi katkı maddeleri açısından zengin yiyeceklerin, aşırı tüketimi yüksek tansiyon, osteoporoz ve obezite gibi hastalıklara yakalanma riskini kat be kat artırıyor. Çocukluktan itibaren bu tarz beslenme tarzına alışıldığı ve yetişkinlikte de devam edildiği düşünüldüğünde sağlıklı kalmanın imkânsızlığı gün gibi aşikârdır.
Günümüzün ve geleceğimizin en önemli sağlık sorunu, fast food türü beslenmeyle kola ve şekerli içeceklerin bir sonucu olan obezitedir. Günlük alınan enerjinin harcanan enerjiden fazla olması durumunda, harcanamayan enerji vücutta yağ olarak depolanmakta ve obezite oluşumuna neden olmaktadır. Buna paralel olarak, günümüz teknolojisindeki gelişmeler, yaşamı kolaylaştırmakla birlikte, günlük hareketleri önemli ölçüde sınırlamıştır.
Anlaşılacağı üzere obezite; besinlerle alınan enerjinin (kalori) harcanan enerjiden fazla olması ve fazla enerjinin vücutta yağ olarak depolanması (%20 veya daha fazla) sonucu ortaya çıkan, yaşam kalitesini ve süresini olumsuz yönde etkileyen bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından da obezite, sağlığı bozacak ölçüde vücutta aşırı yağ birikmesi olarak tanımlanmıştır. Obezitenin en çok bilinen sonuçları ise, kalp hastalıkları, tip 2 diyabet, tansiyon, sindirim sistemi bozuklukları ve kanserdir.
Fast food tarzı beslenmenin sağlığımıza olan yıkıcı etkilerinin yanında, ülkelerin ruhunu okşayan reklamlarıyla kendini var eden kolalar ve şekerli içecekler de sağlığımızı tehdit eden ve bağımlılık yapan, yine kapitalizmin bir anlamda dayattığı başka bir sektördür. Bir kola reklamı, iyimserlik, umut ve mutluluk içeren sözleri kullanarak çektiği reklam filminde, ‘Dünya’nın hiçbir yerinde olmayan bu benzersiz iyimserliğe hayran kaldık ve duygularımızın gönülden bir ifadesi olarak adımızı Türkçe yazalım istedik’ diyerek sürekli olarak kendini yeniden üreterek küresel bir içecek olan kolayı yerele mal ediyor, hem gündemde tutuyor hem de tüketimi artırmayı garanti altına almaya çalışıyor. Oysa albenili reklamlarla ülkelerdeki pazar payını artırmayı hedefleyen kolanın, olağanüstü zararlı bir içecek olduğu artık bilinen bir gerçek.
Kola, içeriğinde yüksek oranda şeker, kafein, boya maddeleri, fosforik asit, karbondioksit gibi sağlık için son derece zararlı maddeler bulunduran ve insan sağlığını tahrip eden bir içecektir. Kola içildiği andan itibaren kan şekerinizi muazzam bir biçimde yükseltiyor ve vücudunuzun yağ depolama mekanizmasını aktif hale getirmesine sebep oluyor. Kan şekerindeki bu ani yükselme elbette ki ardından ani bir düşüşe yerini bırakıyor ve bu şekilde gerçekleşen dalgalanmalar öncelikle kalp ve damar hastalıkları olmak üzere pek çok alanda hastalıkların baş göstermesine sebep oluyor.
Elbette zararlı etkisi sadece kan şekeri ve şişmanlık olarak sona ermiyor. Kolanın içerisinde yer alan fosfor kemik erimesini ve kemiklerin yumuşamasını hızlandıran hormonların daha fazla salgılanmasına sebep olarak özellikle kadınlarda en sık rastlanan rahatsızlıklardan olan kemik erimesinin çok daha erken yaşlarda başlamasına neden oluyor.
Kolanın içerisinde yer alan maddelerin vücudun kalsiyum emilimini azalttıkları ve buna bağlı diş sorunları, mide hastalıkları ve kas rahatsızlıklarına sebep olduğu da biliniyor. Genç yaşlardan itibaren yoğun kola tüketimine maruz kalanların aynı sigara içicileri gibi pek göz önünde olmasalar da yoğun hayati tehlikeler altında yaşadıkları sağlık ve bilim otoriteleri tarafından reddedilmeyen bir gerçek.
Kapitalizmin sistemin sadece kar amacı üzerine kurulu bir düzen olduğu düşünüldüğünde, insan sağlığını önemsemeyeceği çok net biçimde anlaşılabilir. Devletlerin bile karşısında duramayacağı bu devasa şirketler, Dünya’nın her ülkesinde büyük bir Pazar payına sahiptirler. Bu pazar paylarını kaybetmemek için her yola başvurmaktadırlar. Dolayısıyla insan sağlığını tehdit eden fast food türü yiyecekler üreten mağazaları ve kolaları engellemek mümkün olmasa da, birey bazında bu yiyecek ve içecekleri tüketmeyerek bir yerlerden başlayabiliriz. İnsanlara bahsedilen gıdaların zararlarını anlatarak, çocuklarımızı bunlardan uzak tutarak, evde, okulda ve işyerlerinde farkındalık oluşturarak sağlığımızı korumak için elimizden ne geliyorsa yapabiliriz.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir